2016 sonbaharında ilk albümünü yayınlayan Modern Studies, mevsimin renkleriyle uyumlu ses paletiyle dinleyicisiyle ilk buluşmasını doğru zamanda yapmış, siyaha çok da uzak olmayan bir griyle boyanmış havası ruhlara dokunmayı başarmıştı. İskoçyalı dörtlünün ilkinden her anlamda daha karanlık ikinci albümü “Welcome Strangers” ise yaz başına rastlayan çıkış tarihiyle bizi ters köşeye yatırmış durumda ama grubun müziğinin insanı alıp götürme kapasitesi o kadar yüksek ki daha ilk şarkı bitmeden kendi havasını nazikçe dayatabiliyor. Az rastladığımız ama hiç hayal kırıklığına uğratmayan, biri kadın biri erkek iki vokalistin başı çektiği bir yapıyla müzik icra eden ekipte bu iki denk rol, büyüleyici sesleriyle Emily Scott ve Rob St. John’a emanet. Müziğin etkisi çoklukla bu ikilinin ses tonlarındaki karşıtlık üzerinden kurulsa da, basçı Pete Harvey ve baterist Joe Smillie’nin albümün karanlık sound’una katkısı çok büyük. Ekibin Pertshire, Lancashire ve Glasgow arasında birbirlerine ilettikleri fikirlerle yarattıkları dörtlü müziğinin atmosferini belirleyen ise bir fon vasıtasıyla maliyetini karşılayabildikleri yaylı ve üflemeli grupları ile geri vokaller. Britanya’ya özgü neredeyse pastoral folk müziğinin, bu zengin orkestrasyonla dönüştüğü şey, ‘90’larda bolca denk geldiğimiz karanlık ve bu karanlığın ardına gizlenmiş umutlu melodilerle bezenmiş, her köşesinde bir sürprizi de eksik etmeyen türden o unutulmaz albümler. Bu hissiyatı yaratabilmek dahi tek başına bile az iş değilken, fazlasını da barındırıyor kayıt: Bowie’nin ‘Blackstar’da saksofonla davulu başbaşa bırakarak yarattığı karanlık sihri, Yo La Tengo’nun üzerken tebessüm ettiren gösterişsiz melodik dehası, Isobel Campbell ve Mark Lanegan’ın ortak kayıtlarının o ağır havası, Tindersticks’in konuk vokalli eşsiz düetlerinin bir şekilde tatlıya bağlanan kararsız atmosferi, en belirgin olanları.
Welcome Strangers by Modern Studies, 2018
