Sessiz sedasız, piyasa ışıklarından uzakta 30. yılını deviren Oxbow’un yedinci stüdyo albümü “Thin Black Duke”, bir önceki albümden 10 yıl sonra nihayet gün yüzü gördü. Grup üyelerinin müziği, hayatlarını idame ettirecek maddi kaynaklar için bir araç olarak görmemeleri, endüstri içinde özgür kalmalarını sağlamakla birlikte böyle uzun aralara da sebep olabiliyor. Olsun varsın. Elimizdeki kayıt 10 yıllık bekleyişe değecek, son zamanlarda rastlayamadığımız türden bir ustalıkla kotarılmış, müziğin klasik dokunuşlarından free jazz serbestliğine kadar çokça unsuru içinde barındıran eklektik bir deneysel rock örneği.
Açılış parçası “Cold and Well-Lit Place” ıslıkla çalınan melodisini 20 saniye dolmadan Led Zeppelin-vari yaylıları, davulu ve gitarlarıyla bozup, üflemelileri ve vokaliyle işleri (önceki albümlerde olduğu gibi) rayından çıkaracak gibi yapıp, yerini Greg Davis’in davulunun sürüklediği ama başrolde vokalist Eugene S. Robinson’ın öfkeden ağladığı, sinirden inlediği baş döndürücü Nietzsche etkili “Ecce Homo”ya bırakıyor. Adını Joseph Losey’nin 1963 yapımı filmi “The Servant”a borçlu üçüncü parça “A Gentleman’s Gentleman”, sade bir punk şarkısı gibi akarken giren sakin piyano melodisini Robinson’ın noise vokaliyle yırtmaya kalkışması, grubun eski hayranları için keyif; albümün ilk yarısının kapanışını yapan “Letter of Note” ise zirve noktası. Grubun gitaristi ve aynı zamanda albümün iki prodüktöründen biri olan Niko Wenner’den parçanın açılış ve kapanışındaki gitarların teybe kaydedilip yavaşlatılarak çalındığını, orkestra partisyonlarının akordu bozularak parçaya eklendiğini ve dinleyicinin rahatlığıyla bilerek oynandığını öğreniyoruz. Her şeyin yanlış yerde durduğu hissinin hakim olduğu bu aksi senfoninin verdiği sersemletici etkiyle ikinci yarıya bağlanıyoruz.
“Host” albümün en radyo dostu parçası olarak, Thee Oh Sees, Disappears gibi yakın dönem gitar gruplarına yakın sound’u, Chris Cornell’i andıran vokaliyle bildiğimiz dünyaya ait ve toparlayıcı etkisiyle bir dinlenme arası. Piyano melodisi üzerine kurulmuş “The Upper” sakinlik vaadiyle açılsa da, çok geçmeden gitar riff’lerini barok yaylılarla raks ettirip, Robinson’ın feryatlarıyla bizi yeniden Oxbow dünyasına çekip, “Other People”ın kucağına bırakıyor. Süresinin iki katıymış gibi etki yaratabilen bu parçanın en dikkat çekici yanı, albümü tanımlayan tüm unsurların, enstrümanların bir arada havada uçuştuğu sırada, basçı Dan Adams’ın geri planda yarattığı sihir. “The Finished Line” prodüktör Joe Chiccarelli’nin üflemelilerle yaptığı hüzünlü ve dramatik dokunuşlarla, meydanı tamamen Robinson’a bıraktığı, usta vokalistin de hakkıyla albümü kapatıp, tabiri caizse Thin Black Duke’u öldürdüğü bir veda parçası.
Bowie’nin Thin White Duke’u ile ilişkisini, şarkı sözlerinin uzun uzun açıklanacağı kitabıyla öğrenebileceğimiz “Thin Black Duke”, üzerinde uzun yıllar çalışılmış, bu yıllar içinde defalarca değişmiş ve sonunda “tamamlanmış” bir albüm olduğunu her anında hissettiren çölün ortasında bir vaha.