[Moving Up Slowly]


Songs of Praise by Shame, 2018


Bahçesindeki tüm çiçekleri solmuş Britanya müzik aleminde heyecanla beklenen Güney Londralı grup Shame’in debut albümü nihayet gün yüzü gördü. Bir süredir sadece canlı performansları ve brit-rock’ın küllerini şöyle bir savurmaları, yeniden doğuşunu her yıl yeniden arayan ada müziğinin kim bilir kaçıncı kurtarıcısı ilan edilmelerine yetmişti. Zaten, bu arayışın amiral gemisi NME albümü 5 tam yıldızla karşılayarak, endüstrinin istediği ‘bilet satan’ gitar grubunu bulamayınca yaratmaya yeltendi (yeniden). Son on yılını, bu zorakilikle potansiyel barındıran birçok grubu önce çıkarıp sonra batırmakla geçiren dergi, dileriz Shame üzerinde bu negatif etkiyi oluşturmaz. Çünkü kurtaracak gücü olmasa da, gitar sound’una bir kıvılcım verebilecek kuvvete sahip bir ekip. Bu kuvveti açılış şarkısında gizlemeyi tercih edip, başlangıcı en karanlıkta yapmalarına rağmen. Vokalist Charlie Steen’in kendini Olympos’un tepesine konumlandırıp, bir tanrıymışçasına yukarılardan seslendiği “Dust on Trial”, rock narsisizmini damarlarında taşıyan bir şarkı. Albümün iki single’ından biri olan “Concrete”, Steen’e vokallerde basçı Josh Finerty’nin eşlik ettiği atışma gibi geçen bir duygudaşlık marşı. Grup üyeleri gibi yirmili yaşlarının başında olanların ötesine de kısmen seslenebilme kabiliyetine de sahip. Tamamen akranlara hitap eden, diğer single (neredeyse bir The Cribs şarkısı) “One Rizla”, aynı zamanda grubun manifesto eseri. “The “Lick”de NME’ye atılan tokadın ferahlığı sonrası, albümün belirgin iki temasından biri olan “Hiçbir şey yeni değil, her şey anlamsız”ın perçinlendiği “Tasteless”, bizi muhtemelen grubun en büyük hit’i olacak “Gold Hole”a götürüyor. Neredeyse her parçada tekrarlanan ikinci tema “Sen beni istemiyorsan, ben seni hiç istemiyorum”u, nezakete başvurmaksızın anlatan bu “hınç” şarkısı, bir punk konserinde hemcinsleriyle ter alışverişi yapacak genç erkeklere, bolca hep bir ağızdan bağırma fırsatı veriyor. Albümün en iyi iki parçası “Friction” ve “Angie” ise kaydın sonuna saklanmış. İlki sözleriyle albümün en olgun ve dişe, ikincisi ise kurduğu dramatik atmosferle hislere dokunanı oluyor. Her ikisinde de gitaristlerin riff çalmanın ötesine geçip, (nihayet) “biz de buradayız” diyor olması da tesadüf olmasa gerek. Grubun gitar müziğinin sayısız kolundan hangisinde yürüyeceğine karar veremediğini, her anında belli eden “Songs of Praise” savruk hali, ergenlik sonrası döneme özgü “kocaman” sözleri gibi irili ufaklı birçok kusura sahip. Grubun yıllardır yapmak üzere koşullandığı ve belirli bir oranda da başardığı loş/leş pub punk’ından gerçek hisleri sızdığında ve o sınırlar olmaksızın çaldıkları her anda parıldayabilen bir albüm.