60’ların başında karşı kültürün ortaya çıkıp, popüler kültürüyeniden yapılandırdığı dönemde müzik, Amerikan kırsalından doğmuş siyah blues’u üzerine kurulmuştu. Bu kültürel mirasa beyazlar tarafından el konulduğu fikri, tek taraflı bir bakış açısı içeriyor olsa da, özünde doğru bir önerme. O miras, siyahların plantasyonlarda geçirdiği kölelik yıllarında büyümüş, yayılmış ve coğrafi olarak Amerikan topraklarındakök salmıştı ama bu kaynağı işlemek önce İngilizlerin aklına gelmişti. İkinci Dünya Savaşı sonrası ucuz işgücü olarakİngiltere’ye Karayiplerden getirilen göçmenlerin özkültürlerine, bulundukları toplumu etkileyecek kadar sahip çıkmaları sonucu yeni bir başkaldırı temeli yaratana kadar, blues’un gitar temelli hammaddesi sonuna kadar işlendi.
‘70’li yıllar boyunca İngiliz işçi sınıfını etkileyen Karayip kültürü, ’73 yılında Bob Marley & The Wailers’ın reggae başyapıtlarıyla görünür hale gelmişti. Aynı yıl içinde geçmişi Dylan ve Beatles kadar eskiye dayanan ska ve rocksteady profesörü Prince Buster’ın toplama albümü piyasaya düştü. Takip eden yıllarda, önceleri yasadışı yollarla edinilen reggae ve dub albümleri İngiliz müzik piyasasında bolca yer buldu ve müzik, turizmi geçerek Jamaika’nın ikinci büyük endüstrisi halini aldı. Bu müziğin özünde yatan ana fikir, amansız bir otorite olan beyaz elitin karşısına dikilmekti ve bu fikir tüm işçi sınıfı gençlerinin dikkatini çekmeyi başarmıştı.(*)
Bazı müzik tarihçilerinin (tartışmaya açık) görüşüne göre, Talking Heads’in ilk albümü “Talking Heads 77” içinde blues mirasına rastlanmayan ilk popüler müzik albümüdür ve gerçek siyahi kültür mirasının yattığı Afrika ve Karayipler’e sırtını dayamıştır. Ancak ne yazık ki bu miras, aynı yıl içinde ilk albümlerini yayınlayan İngiliz grupları Sex Pistols, The Damned, Wire ve The Clash’in müzik, duruş, söylem ve tavırlarının içine öylesine işlemiştir ki, 1977 tarihin sonuna dek onların yılı olarak hatırlanacaktır. Bu yıl içinde kurulan The Specials, ilk albümünü yayınlamak için iki yıl bekleyecek olsa da, The Clash’in turnesinde ön grup olarak pişmiş, bayrağın ucundan tutmayı başarabilmiştir.
The Specials, adını koyduğu 2 Tone türü altında, ska, punk ve reggae’yi harmanlayan ve 1979’da yayınlanan ilk albümleriyle, Sex Pistols sonrası müziğin anlamlı bir içerikten yoksun olduğunu iddia edenler için bile görmezden gelinemeyecek, hatta ’77 devriminin kayıp parçası olarak kabul edilebilecek bir esere imza atmıştı. Yine ‘77’de ilk albümünü yapan Elvis Costello’nun prodüktörlüğünde kaydedilen albüm, Prince Buster’dan Dandy Livingstone’a, Lloyd Charmers’dan Toots & The Maytals’a, Karayip geleneğinin değerli yerli üreticilerinin sömürüden uzak bir şekilde yeniden icrasına ve yeni bestelerle sound’un yenilenmesine ev sahipliği yapıyordu. Bir düzine insan barındıran kadroyla ancak iki yıl sürdürülebilen bu birliktelik, iki unutulmaz albüm ve İngiltere’de 1 numara olan ekonomik durgunluk marşı “Ghost Town”la sona erdi.
Şubat başında yayınlanan “Encore” başından sonuna, grubun lafı dolandırmayan, mesajını alıcıya direkt ileten üslubunun üzerine kurulu. Kurucu Jerry Dammers kadroda bulunmasa da, esas anlatıcı Terry Hall, aradan geçen zamanda farklı kadrolarla defalarca toplanıp dağılan ekibin direksiyonunda. Albümün ilk güzel hikayesi ise ikinci şarkı “B.L.M” ile gitarist Lynval Golding’den geliyor. Churchill’in 1954’de adalara yaptığı “Gelin, savaşta harap edilmiş bu ülkeyi yeniden kuralım” çağrısı üzerine, terzi olan babasının çalışmaya gittiği İngiltere’de çelik fabrikasında çalıştırılmasından, ev kiralamak için çaldığı kapılarda asılı “Köpekler, İrlandalılar ve Siyahlar Giremez” yazılarına, ilk dönem göçmenlerinin çektiklerine ayna tutan şarkı; devamında Golding’in 10 yıl sonra babasının yanına taşınmasıyla İngiltere’de ve ‘90’larda Amerika’da yaşadığı ayrımcılıkları berrak bir şekilde resmediyor. Hall sazı eline alıp, “Vote for Me” ile oy isteyenlere “Oturmuş bizden sizi seçmemizi bekliyorsunuz, bizim tüm yapacağımız ise sizi reddetmek” diye seslendikten hemen sonra “The Lunatics”in “Deliler tımarhaneyi ele geçirmiş” nakaratıyla bu kez seçilmişlere yöneltiyor sözlerini. Albümün en ölümsüz anlarını ise “10 Commandments” sunuyor. Prince Buster’ın 1967 tarihli aynı adlı şarkısıyla erkeğin kadına sunduğu 10 emre Saffiyah Khan yanıt veriyor. Khan, aşırı sağcı English Defence League’in üyelerinden birinin bağırıp çağırmaları karşısında The Specials t-shirt’üyle gülümseyerek dikilmesiyle grupla tanışmış ve söyleyecek söze sahip olması nedeniyle albümde yer verilmiş sıradan bir insan. ‘Söylenmesi gereken’e duydukları bu bağlılık, 40 yıl sonra bile The Specials’ın amacının netliğinde bir bozulma olmadığını ortaya koymaya yeterli. Ve bu netlik, yanlış ve daha yanlış arasındaki kavgaya taraf olmaktansa, bir seçenek olmaktan çıkmış doğruyu hatırlamaya ve hatırlatmaya devam eden grubu, zaman karşısında dokunulmaz yapıyor.