Danny Boyle’ın Irvine Welsh’in aynı adlı kitabından uyarlanan 1996 tarihli filmi Trainspotting’in unutulmaz sahnelerinden biridir, filmin baş anti kahramanı Mark’ın tiradı: “İskoç olmak b.ktan bir şey. Dibin de en dibindeyiz. Bazıları İngilizlerden nefret eder, ben etmiyorum. Sömürgesi olacak doğru dürüst bir kültür bile bulamamışız kendimize!” Boyle, kitapta sadece bir düşünce olarak geçen bu sert özeleştiriyi bilinçli olarak, ülkeye dair dışarıda en çok bilinen imaj olan, yemyeşil uçsuz bucaksız tepelere taşımıştı. Filmin resmettiği üzere, sınıflar arası ve sınıf içi ilişkiler bakımından üç asır öncesinden hiçbir farkı görünmeyen “modern” Edinburgh’un o ‘doğasında’ yetişen üç gencin kurduğu Young Fathers, ilkinden 21 yıl sonra gelen devam filminde üç şarkıyla yer almıştı. Liberya doğumlu Alloysious Massaquoi, Nijerya asıllı Kayus Bankole ve Edinburgh yerlisi Graham Hastings’den oluşan ve tanışıklıkları okul yıllarına uzanan üçlünün hikayesinin başı, Mercury ödülüne layık görülen ilk albümleri “DEAD”in 2014’teki çıkışına uzanıyor. Üç vokalle ve o vokallerin beklenti yıkıcı geliş gidişleriyle, perküsyonlarıyla, synth’leriyle baş döndürücü bir formül ve deneyim sunmuşlardı. Bir yıl sonra gelen ve Berlin havası soluyarak kaydettikleri “White Men Are Black Men Too” bu formülün mükemmelleştirilmiş haliydi. Hastings’in altyapıları tahmin edilemezlikten çıkarıp tekrarcı bir hale sokması, işi neredeyse havlamaya, ulumaya kadar götüren vokallerin yansıttığı çılgınlığa harika bir zemin oluşturmuştu. Massive Attack’in gerek kendi albümünde birlikte çalışarak, gerekse de kendi turnesine katarak grubu onurlandırması da aşağı yukarı bu zamana denk geliyor. Plakçıların muhtemelen hangi rafa koyacaklarını şaşırdığı o müziği tanımlayacak bir tür bulmak imkansız olsa da, yapılan en denemelerden biri şuydu: Alternatif Lo-Fi R&B. Bir Grace Jones plağını hatırlatan kapağıyla gelen yeni albüm “Cocoa Sugar” ise, grubun farklı bir yöne gitmeye karar verip normalleştiği bir kayıt. Yaşları da, grup içindeki ağırlıkları da eşit olan üçlü, ikinci bölümünde eski günlerine yakın seyretse de, albümün özellikle ilk yarısında öncekilere nazaran çok daha sakin bir ortam sunuyor. Bu sakinlik sadece elektroniklerin düşük temposundan değil, üç vokalden birinin domine ettiği, diğerlerinin ise gömüldüğü, adeta gizlendiği yeni düzenden de hissediliyor. Bu rafineliğin şarkı sözlerini vurgulamak için bir yöntem olabileceği fikri, albümün yazılı mesajının sadece serpiştirilmiş, merak uyandıran ama devamı gelmeyen küçük sloganlar olduğu gerçeğiyle yok olup gidiyor. Ama zaten sözlerin Young Fathers müziğine katkısı hecelerin tınlayışından ibaret. Müziğin aynı tempoda ilerlediği anlarda, atmosferi belirleyecek iniş çıkışları, dramatik değişimleri bir enstrümanla yapmak yerine tam olarak o işi gören bir vokal melodisiyle ve o melodiye uyumlu hece sayısına sahip, en doğru sesi veren kelimelerle yapıyorlar. Bu grubu ziyadesiyle özel yapan da bu.
Cocoa Sugar by Young Fathers, 2018
