Aralık 1988’de 7 aylık hamileyken Top of the Pops’ta performans sergileyen Neneh Cherry, cinsiyet klişelerine o dönem için ‘zorlayıcı’ kabul edilebilecek bir tavırla saldırmıştı. 20’lerinin başında yolu The Slits ve X-Ray Spex’le kesişmiş Cherry’den gelen bu on beş dakikalık anarşi, karikatürleştirilmiş bir televizyon hatırası olarak kalabilirdi ama dünya çapında hit olmuş “Buffalo Stance”i söyleyen Cherry olunca, bugün bile bir örnek olarak yarattığı etkiyle anılıyor. O single ve ilk albüm “Raw Like Sushi”nin gelirinin bir kısmı; bu kayıtlar için yarı zamanlı çalışmış, Bristol’ın yeraltı kulüplerinde soundsystem olarak takılan The Wild Bunch’ı kendi müziklerini yapmaları için maaşlı olarak zorla stüdyoya sokmuştu. Sonucu da 1991’de çıkan ve baştan sona ghetto ağıdı olarak tanımlanabilecek Massive Attack başyapıtı “Blue Lines” olmuştu. İyice kalabalıklaşan şehirlerin kenarından köşesinden gelen sokak kültürü ve ruhunun müziğe derinlemesine nüfuz ettiği bu dönem öncesinde, sokak jargonuyla bir çok satan yaratan şarkıcı, kendi kariyerinin ötesinde böyle önemli etkilere de sahip. İş birliğine, karşılıklı beslenmeye, uyum içerisinde beraber iyi olma becerisine verdiği değer, Cherry’nin kariyerine yön verdi. Adından bolca söz edildiği zamanlar, çoklukla yaptığı düetlerin ertesine rastladı. Sesi bir yerlerde konuk olarak kulağımıza çalındığı her sefer, dönüp solo kariyerine baktığımızda ilk albümündeki elektronik pop ve ikincideki yarım kalmış r&b girişimine denk geldik. Ve (maalesef) Youssou N’Dour ile kaydettiği “7 Seconds”ın başarısı üzerine piyasaya sürülen üçüncü albüme. Cherry’nin katılım gösterdiği her esere değer kattığı, ancak kendi şarkılarını söylemek için doğru müziği kuracak personeli bir türlü etrafına toplayamadığı zamanlar.
2012’de, zamanında Coltrane’i kırmızı halı ile karşılayan (ve aynı zamanda doğduğu) ülke İsveç menşeli caz üçlüsü The Thing ile ortaklığıyla başlayan, 2014’te 18 yıl aradan sonra gelen ilk solo “Blank Project” ve Ekim’de gün yüzü gören “Broken Politics”li ikinci döneminde ise işler tersine dönmüş görünüyor. Son albümün prodüktör koltuğunda bir öncekinde olduğu gibi Kieran Hebden (Four Tet) oturuyor olsa da, Tricky’nin elini sıkan herkesin hayatını saran karanlık atmosfer dışında ortak bir özellik paylaşmıyor bu iki kayıt. Hebden, “Blank Project”te albüme katılan müzisyenler RocketNumberNine’ın yarattığı agresif ve kaotik düzenlemelerini sadeleştirmekle vaktini harcamıştı. “Broken Politics” ise Four Tet müziğinden de aşina olduğumuz boşlukları yücelten minimalist yapılarını Cherry’nin hizmetine sunuyor. Bu yapı, önceki albümün tutkulu ve dışa dönük sözleriyle uyumlu olamayacak ama bu albümün derinlerde birden kaybolan düşünceler ve çağrışımlarla bezeli soyut kendi kendineliğini örten bir çatı, Cherry’nin en çok öne çıkan yeteneği olan vokali için bugüne kadar sağlanmış en rafine altyapı. Bu da “Broken Politics”i; bir söz yazarı veya şarkıcı olarak adını müzik tarihine yazdıramayacak ama bir dönemin ruhunu yakalayıp 54 yaşında bile kaybetmemiş ve adı trip-hop’la birlikte anılacak birkaç sesten biri olan Neneh Cherry’ye özlem duyulduğunda başvurulacak adres haline getiriyor.